Bandırma Tasarım Parkı Yarışması, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan multidisipliner uluslararası bir kentsel ve mimari tasarım yarışmasıdır. Yarışmada beklenen bölge için öngörülen işlevlerin bölge dinamikleri gözetilerek ele alınmasıdır. Ekip üyeleri bu projeden ikincilik ödülü almıştır.
Üretilen projenin ismi olan LOG IN BANDIRMA PARK için ilk tartışılan alan farklı kesimlerden kitlerelere ve dönemsel kullanılmalara açık olabilecek bir kamusallık üretmektir. Bu kamusallık içerisinde insan olmayanları da barındırır. Bu sebeple havzada rüzgar, bitkilendirme, topoğrafya ve su etmenleri detaylı bir biçimde projeye enjekte edilmiş ve hibrit bir mekansal kurgu oluşturulmuştur. Bir yandan insan dışı olarak doğa ele alınırken bir yandan da teknoloji olgusu tartışılmaktadır. Alana giriş bir uygulama yardımı ile olmakta ve tüm kullanımlar ve bilgilendirmeler bu sayede yapılmaktadır.
Projede mimari bağlamda ele alınan en kritik alan yarışma kapsamında çözülmesi beklenen tasarım enstitüsüdür. Enstitünün İstanbul, Ankara, Eskişehir gibi merkezlerden dönemsel olarak tasarımcıları çağırması öngörülmüştür. Dolayısıyla dönüşen bir eylemsellik kurgusuna esnek bir mekan tasarımı cevap verilmiştir. Tasarım enstitüsü, birimlere baz oluşturacak yatay bir şafta entegre edilen kurulup kaldırılabilen birimlerden oluşur. Üretim esnasında bir mekandan diğerine geçiş için ara alanlar kullanılmaz. Bunun sebebi tüm mekansal eylemlerin ilişkilenerek süregelmesidir. Bu anlamda tasarım enstitüsü bir parçalar bütünü, bir araya gelme, birlikte çalışma ve bağlantı kurma makinesi olmaktadır. Prefabrik metal konstrüksiyon, yapısal modüllerden (atölyeler, derslikler, vb.) oluşmakta ve isteğe bağlı asma kat, daha önce bahsedilen alt tabaka temel hacmine takılmaktadır. Modüller, hava ve ışığa izin veren ara açıklıklarla yayılmakta ve uzun saatler aktif kullanıma izin veren bir geçit gibi çalışmaktadır.
Belediye:
-köken 1. kente ait olan, kentsel [Baladi]
-köken 2. kent işleri – kamu işleri
Erken kapitalizmin seyri ve burjuvazinin yükselişi sırasında, kamusal alan; özel alan ile devlet arasında belirli bir tampon alan olarak ortaya çıkar. İdealde herkesin katılımını mümkün kılan kamusal alan, erken kapitalist piyasanın basit bir şekilde sosyal ve politik alana genişletilmesinden ibaret kalır. Öyle ki, mülk sahibi olmak, insan olmak ile özdeşleştirilir (Habermas, 2003). Kamusal alan içerisinde kurulan rasyonalitede; diğer tüm insan faaliyetleri ve duyguları sorunlu olarak görülür ve özel alana doğru kaydırılır. Böylece, hafıza, tarih, topluluk, ırkçılık ve sömürgeciliğin izleri gibi tüm “irrasyonel” duygu ve tutkular tartışma alanından uzaklaştırarak, bu duyguların işleyişinin ifşası da kamusal alanda imkansız hale getirilir (Cupers, 2005). Bu vizyon, mekanın aktif olarak hatırladığı gerçeğini hesaba katmaz. Mekan üzerinde kalan deneyimleyicilerin izleri ve bu izlerin birbirini tetikleme hali göz ardı edilemeyecek kadar güçlüdür ve performatiftir. Erkin kurguladığı kamusal alan fikrine ve onun kurallar silsilesinin getirdiği sabit ve durağan akışa uymaz. Homojen bir toplama değil, heterojenliğe uygundur. Belirli bir zümreye ait olmamak ile beraber, kent ve kentli arasındaki bellek akışını tutar. Bu sebeple kamusal mekan deliklidir, demokratiktir ve hatırlar. Etimolojik olarak incelendiğinde, kent ve kamu işleri anlamlarına sahip olan belediye olgusunun kamusal alanı ve kamusallığı doğru tariflemesi önemsenmektedir. Bu anlamda Kadıköy Belediyesi Hizmet binası için yapılan yeni öneri bir tür “delikli sosyal makine” olarak tasarlanmıştır. Bu bağlamda “belediye hizmet binası” toplumsal hafızadaki resmi daire algısından çıkarılıp, kentliye ait ve kentlinin nefes alma, durma, bekleme gibi eylemleriyle çalışmaya başlayan bir mekanizma olarak kurgulanmıştır. Bahsedilen delikler 3 ile kentlinin, yapının içinde ve üst kotlarında dolaşırken, iç-dış algısının kayması ve kamusallık kurgusunun güçlendirilmesi planlanmıştır. Bu anlamda meydan kurgusu yalnızca bir alanda değil farklı alanlarda ve kotlarda çoklanmıştır. Yeni hizmet binası ve meydanları kentsel belleği önemseyerek tüm Kadıköylüleri birbiri ile etkileşime geçiren bir kentsel katalizör ve yönetim ile daha yoğun ilişkiler kurmasını sağlayan güçlü bir demokrasi bağı olarak kent yaşamına katılır. Bu meydanlar ve boşluklar olağan ve olağan üzeri durumlar için değişken etkileşim alanı olarak çalışmaktadır. Proje, tasarım kararları ve mimari kurgusu ile yeni yüzyılın dönüşen yerel yönetim paradigmalarını referans alarak süreklilik, devingenlik ve yenileşme kavramlarını vurgular.
Kentsel Tasarım Stratejileri
Kentsel tasarımdaki ana motivasyon Kadıköy bölgesinde yoğunlukla bulunan yeşil ve kamusal alan sisteminin üzerinde taşıdığı kamusal, rekreatif ve yeşil programlar ile farklı bir yaklaşımı ortaya koyan aynı zamanda alan çevresinde var olan ve var olması planlanan önemli aksları birbirine ilikleyen bir bağ/düğüm noktasının oluşturulmasıdır. Tasarım stratejilerini belirleyen en kritik parametrelerden bir tanesi ulaşım hatları olmuştur. Bu bağlamda tasarım üç ana aks üzerinden planlanmıştır. Birbirine paralel ve/veya birbirini dik kesen bu akslar, çevredeki ulaşım hatlarını -Marmaray/Metrobüs hattı, Tramvay hattı ve metro çıkışları- belediye alanı ile bağlayıp tasarım içerisine dahil ederek, kamusallığı güçlendirmekte ve tasarımı toplanma, dağılma, yönlendirme gibi eylemlerle çalıştırmaktadır. Ulaşım akslarının tasarıma dahil edilerek, yoğunluğun dağıtılması ve alan içerisine aktarılması amaçlanmıştır. Böylece alanın bir sosyal katalizör biçiminde kent bağlarını desteklemesi hedeflenmiştir. Alan içerisinden geçen bu hatlar yoğun bir sirkülasyon ve kamusallık içereceği öngörülerek geniş bırakılmıştır. Aynı zamanda toplu taşımayı kamusallık bağlamında destekleyen bakış, bisiklet kullanımını da önemli bulmaktadır. Bu sebeple Kadıköy içerisinde sıklıkla kullanılan bisiklet alanları doğrultusunda bir bisiklet rotası belirlenmiş, rotanın alan içerisine akması sağlanmış ve özellikle ulaşım hatlarının alana denk gelen kısımlarına bisiklet park alanları yerleştirilerek bisiklet kullanımının Kadıköy içerisinde yayılımını bir strateji olarak benimsenmiştir. Bu aksların ilki, yakın gelecekte metro çıkışı planlanan Fahrettin Kerim Gökay caddesi ile Kurbağalıdere caddesini birbirine bağlamaktadır. Bu doğrultuda metro çıkış noktasının, aksın devamında planlanması öngörülmüş, bellekle kurulan ilişkinin kuvvetlendirilmesi adına, belediye alanında halihazırda var olan giriş izi değiştirilmemiştir. Bahsedilen ana aks; kullanıcıları metro hattından Kadıköy Boğaya ve oradan rıhtıma, Marmaray, tramvay gibi ulaşım akslarına yönlendirmekte ve dağıtmaktadır. Kurbağıdere’nin izini buraya yansıtmak ve metaforik olarak akma-dağılmayı bu aksta izlediğimiz için bu aks “su aksı “olarak isimlendirilmiştir. Bu ana aks peyzaj elemanları ile güçlendirilmiştir. Özellikle yakındaki Kurbağalıdere -doğal aktörlerin bellekteki etkisinin güçlü olduğu kabul edilerek- bu aksta suyun izi olarak devam ettirilmiştir. Kadıköy’ün kültür-sanat ile kurduğu güçlü ilişkinin vurgulanması ve desteklenmesi adına; sanat galerileri, sergi alanları ve kültürel etkinliklerine dair mekanları içeren bir kültür rotası öngörülmüş, bahsedilen kültür rotası belediye alanındaki ikinci aks olan “kültür aksı”nı oluşturmuştur. Kültür aksının, tramvay durağı ile bütünleşerek kentin geri kalanına dağılması öngörülmüştür. Çalışma alanı içerisinde de bu aksa; kütüphane, sergi, esnek etkileşim alanı gibi destekleyici mekanlar takılmaktadır. Ayrıca kültür aksı, ana meydana bağlanmaktadır. Bahsedilen meydan ve buradaki Atatürk heykeli, toplumsal bellekte yer edinmiş olan giriş olgusunu sağlamak amaçlı yerinde korunmuştur. Aksların üçüncüsü “çarşı aksı” olarak isimlendirilmiştir. Çarşı aksı; yakın gelecekte yapılacak çarşı sokaklarını ve tramvay yaya yollarını birbirine bağlamaktadır. Zemin kotunda bu sokaklara takılan mekanlar ticari/rekreatif programlara destek veren birimler olarak çalışarak ve tasarım kararını desteklemesi amaçlanmıştır. Ayrıca bu akslardan, Kurbağalıdere caddesine yakın olan aks, tramvay hattından ana meydana bağlanmaktadır. Bu ana meydan ve buradaki Atatürk heykeli, toplumsal bellekte yer edinmiş olan giriş olgusunu sağlamak amaçlı yerinde korunmuştur. Tasarımda kurgulanan otoparklar yine bu üç ana akstan birine bağlanmaktadır. Açık otopark alanı ve kapalı otoparka ulaşımı sağlayan araç rampası, Kadıköy Boğaya ve rıhtıma ulaşan yoğun araç yolundan uzakta, caddelerden gelen aksları kesmeyecek ve trafik akışını rahatlatacak bir şekilde tramvay aksının güneyinde oluşturulmuştur. Otopark rampası mevcut trafik aksını engellemeyerek, çift yönlü trafiğe geçişkenliklere izin vermektedir. Açık otopark alanları içerisindeki kullanılan ağaçlar ile otoparkların gölgelikli ve yakın çevre için görsel konfor sunabilen bir karakterde olması hedeflenmiştir. Tasarımın ana olgusu olan “Delikli Sosyal Makine” kurgusu hem fiziksel hem sosyolojik olarak farklı katmanlarda uygulanmaya çalışılmıştır ve kentsel tasarım stratejileri de bu bağlamda desteklenmiştir.
Kent Bağı ve Meydan
Meydanlar, kentlerin kimliğini ve karakterini yansıtan önemli simgelerdendir. Kentin ve kentlinin sosyal ve kültürel yaşamında da önemli bir rol oynamaktadır. İnsanlar burada durur, geçer, kalır, bekler. Bu nedenle meydanlar sürekli kalıcı ve geçici kullanıcıları ile yaşarlar. Zamanla istek ve ihtiyaçlar doğrultusunda meydanlar da değişip, dönüşmüşlerdir. 4 Mevcut Kadıköy belediyesinin meydanı ve meydandaki öğeler, alanın ve yapının temsiliyeti bağlamında toplumsal hafızada önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle önerilen tasarımda ana meydan ve öğeleri korunarak buna ilave ara meydanlar, duraklama noktaları gibi kamunun deneyimleyerek istek ve ihtiyaçlarına göre oluşturacağı -açık, yarı açık- alanlar üretilmiştir. Bu alanlar fiziksel ve metaforik olarak farklı katmanlarda tasarlanarak belediye hizmet binası ile birlikte homojen çalışmaktadır. Yakın çevre dokudan tasarım alanına, oradan da kütle tasarımına doğal akışıyla sızan kamusal boşluklar ile yapı çalışmaktadır. Bu durum “delikli sosyal makine” tasarım mottosunu da desteklemektedir. Önerilen kütle ile birlikte çalışan yarı açık, açık mekanlar ana üç aksa bağlanarak kurgulanmıştır. Mevcut yerinde korunacak ağaçlar ve diğer ağaçlar ile yeşil alanlar meydanlarla birlikte açık/yarı açık kamusal alanlar üretilmiştir. Bu kamusal alanlar, çevre veriler göz önüne alınarak tasarım kurgusunu destekleyen akslarla bağlanmıştır. Farklı katmanlardaki üretilen boşlukların birbirine sızması ile mevcut ve potansiyel kullanıcılar arasında bir bağ oluşturarak beraber yaşama, üretme ve paylaşma isteklerinin karşılanması amaçlanmıştır. Böylece farklı eşiklerle yaşayan bir tasarım ortaya çıkarılmıştır. Kamusallığı destekleyen farklı çalışan meydanları ve “esnek etkileşim alanı” ana toplanma alanlarını oluşturmaktadır. Ayrıca bu alanlar kamusal nefes alma mekanları ile desteklenmektedir. Böylece mevcut kullanıcıların ve Kadıköy, yel değirmeni, moda alanlarını kullanan özellikle genç kullanıcıların ve diğer potansiyel kullanıcıların da alanı deneyimleyerek alana sosyolojik bir iz bırakması amaçlanmıştır. Mevcut Kadıköy Belediyesinin simgesi olan ve bellekte önemli bir temsiliyet nesnesi olan Atatürk Heykeli yerinde korunmuştur ve bu alan “hafıza meydanı” olarak kurgulanmıştır. Heykel etrafındaki basamak ve arkasındaki yeşil alan, Kurbağalıdere referans alınarak, suyun izini devam ettirme bağlamında su öğesi olarak tasarlanmıştır. Bununla birlikte bu meydan mevcut alan ağaçlar korunarak oluşturulmuştur. Meydan yerinde korunan Atatürk Heykeli çevre iziyle birlikte projenin ana tasarım kararlarından biri olmuş ve projenin çıkış noktası olan “delikli sosyal makinanın” itki gücü olarak düşünülmüştür. Tasarım yerinde korunan heykelin tasarımı itkisiyle oluşturulmuştur. Alanın Marmaray, gelecek Metro ve tramvay ulaşım hatlarının kesişiminde yer alan ikinci meydan “kavuşma meydanı” olarak isimlendirilmiştir. Bu meydan ulaşım hatlarından gelen yoğun yaya akışını karşılamakta ve dağıtmaktadır. Bu nedenle bu meydan bir kavuşma durağı vazifesi görerek buluşma noktası olarak düşünülmüştür. Olağan ve olağan dışı kriz anları için tasarlanan yarı açık “esnek etkileşim alanı” farklı durumlara göre değişken davranışlara sahne olarak kullanılmaktadır. Olağan durumlarda, açık toplantı, canlı sanat performansları, açık sergi, nefes alma durağı, yerel tüketimi destekleyen pazar/kermes, sivil toplum örgütlerinin düzenleyeceği etkinlikler gibi kamusal eylemlerle oluşturulan, kamunun ihtiyacını karşılayan ve kamunun alanı sahiplenmesini destekleyen işlevlerde kullanılması planlanmıştır. Doğal afet gibi olağan dışı kriz durumlarında gerektiğinde geçici barınma, yardımlaşma, dayanışma gibi eylemlere sahne olması planlanmıştır. Bu sebeple kriz anlarında kullanıma açılması hedeflenen genel depo, etkileşim meydanının izinde -1 bodrum katına yerleştirilmiş, bahsedilen dönemlerde düşeyde düzlemde ilişki kurulması planlanmıştır. Tasarımında kamusallığın her alana ve deliğe/boşluğa doğal akışıyla sızması amaçlanmıştır. Bu nedenle kamusal eylemlerle şekillenen sosyal etkileşim alanları zemin kotlardan üst kotlara da sızmaktadır. Esnek Etkileşim Alanının üst kotundaki alan, delikli sosyal makine kurgusunu destekleyen önemli kamusal alanlardan birisini oluşturmaktadır. Böylece kamusallık alanın her yerini doğal akışıyla istila etmektedir. Kamusallığın doğal ve sessizce yayılma biçimini fiziksel ve ayrıca metaforik olarak destekleyen bu alan “sızıntı meydanı” olarak isimlendirilmiştir. Alan içerisindeki anıt ağaçlar bellek tutucu olarak kodlanmış ve yerlerinde tutulmuştur. Diğer ağaçlar için ise yine aynı bakış açısıyla minimum düzeyde yer değiştirme sağlanmıştır. Yeşil ögeler kentin bir aktör olarak kurgulanmış, kütlenin üst kotlarına da entegre edilmiştir. Böylelikle kamusal alanlar tıpkı zeminde olduğu gibi yeşil ile birlikte üst kotlarda yerini almıştır. Böylece tüm meydanlar kullanıcıların bıraktığı sosyal izlerin biriktiği, geçirgenliğin görsel ve fiziksel hale geldiği alanlar olarak üretilmiştir. Tüm bu olgularla desteklenerek tasarlanan yapı boşlukla oluşan açık, kapalı, yarı açık mekanlarla kamusal boşluklar/delikler üretmekte ve bu üretimleri kente yaymayı hedeflemektedir. Bu delikler kamunun istek ve ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde dönüşmektedir ve böylece Kadıköy Hizmet Binası için amaçlanan çağdaş kurumsal kimliğini de desteklemektedir.
Mimari Kurgu
Belediye Hizmet Binası’nın mimari kurgusu kamusallık, sürdürülebilirlik, kentsel ve yeşil hafızanın korunması, işlevsel verimlilik gibi parametreler önemsenerek ele alınmıştır. Bu doğrultuda tasarım, 1. Katta oluşturulan delikli bir baza ile birbirine bağlanan kütle parçalarından oluşmaktadır. Bazanın alana yayılması özellikle istenmiş, bu sayede 1. Katta kurgulanan geniş teras alanları kamusal alanı dikeyde yeniden üretilmesi, böylelikle meydan ve kamusallık algısının zemini aşarak kütlenin bir tür “delikli sosyal makine” olarak kullanılması hedeflenmiştir. 5 Kütlenin tektonik olarak; zemin parçalarının bir baza ile toparlanarak, üst kotlarda birbirleriyle köprü ve bahçelerle bağlanan iki ince kütle devam etmesi, belediye binası için ikonik bir dil üremesine sebep olmuştur. Yapının zemin üzerinde 4 adet normal katı bulunmaktadır. İmar yönetmeliğinde belirtilen maksimum kat sınırının altında kalan kurgu, bahsedilen ikonikliği çevre mahalleden kopmayacak ve yapısal dokuyu ezmeyecek bir biçimde var etmiştir. Zemin kat ve 1. Katlar yoğun kamu kullanımını destekleyecek şekilde kurgulanmıştır. Bu anlamda zemin katta proje alanı ve kent bağlarını üreten aksları destekleyecek biçimde dört parçalı bir kütle kurgusu oluşturulmuştur. İşlevsel olarak kültürel, sosyal ve ticari anlamda kentin devam ettiği bir zemin akışı tasarlanmıştır. Kamusal ve belediye çalışanlarının ayrı ayrı kullanabildiği kent kütüphanesi, sergi alanları, farklı etkinlikler ve öğrencilerin çalışabilmesi için kullanılabilen atölyeler, satış ve kafeterya alanları, engelli koordinasyon merkezi, çözüm merkezi ve halkla ilişkiler gibi direkt kullanıcı ile ilişkilenen belediye birimleri ile protokol girişi zeminde kurgulanmıştır. Baza katı belediye ofislerinin çoğunluğunu bünyesinde barındırır. Bu sebeple en kamu tarafından en çok kullanılan alanlar buraya yerleştirilmiştir. Ofisler aktif olarak ışık alacak ve konforlu bir biçimde kullanılacak şekilde tasarlanmıştır. Bu bakışla buradaki boşaltmalar ve delikler çoğaltılmıştır. 2, 3 ve 4. Katlarda yükselen iki birim ortalarında bulundurdukları avlulardan ofis ve sirkülasyon alanlarının ışık almasını sağlamakta ve sirkülasyonun alle içerisinde dönmesini desteklemektedir. Başkanlık ve yönetim ile direk ilişkili idari birimler protokol girişinin olduğu kütlenin en üst kotunda planlanmıştır. Zemin altında kapalı otopark ve belediye destek birimleri kurgulanmıştır. Aynı zamanda yine zemin altında düşünülmüş olan salonları destekleyen fuaye -1 katında yer almakta, etkinlik meydandan verilen bir kamusal merdiven ile zemin kotuna bağlanmış ve aktif ışık alımı sağlanmıştır. Bina konfigürasyonunda modülerlik önemli bir parametre olmuştur. Çekirdeklerden katlar boyunca kırılmadan devam eden ve avluların etrafında dönen yatay sirkülasyon omurgaları bir dolaşım allesi oluşturmuş, 8*8 strüktürel ızgara sistemi üzerine oturtulmuştur. Böylelikle mekanlar 8*8 birimlerin türevi olarak fonksiyonel ihtiyaca ve belediye birimlerinin birbiri ile ilişkilenme stratejilerine göre göre yerleştirilmiştir. Böylesi bir yerleşim belediye birimleri arasındaki iş akışının da temiz ve kolay bir biçimde ilerlemesini sağlayacak, aynı zamanda kamunun yön bulmasını destekleyecektir.
Mimarlar Odası Antalya Şubesi tarafından UIA himayesinde düzenlenen “Kentsel Boşluğun Sokak Kütüphanesi Olarak Değerlendirilmesi” temalı 12. Uluslararası Genç Mimarlar Fikir Projesi kapsamında üretilen "Kırık Diş" finalist olmuştur.
“YERSİZLİK İÇİN BİR YER” konulu 2016 YTONG Mimari Fikir Yarışması, güncel öneminin yanı sıra arka planında barındırdığı geniş çeşitlilik içinde “göç”, “mültecilik”, “mekân” ve “aidiyet” sorununa odaklanmaktadır. Ekip üyeleri bu projeden eşdeğer ödül almıştır.
“Yabancılaşma ve metalaşmanın kol gezdiği bir toplumda yaşıyorsak eğer, mimarın yapması gereken şey nedir? Bizi huzursuz ederek şaşkına çevirip dehşete düşürerek yabancılaşmanın farkına varmamızı mı sağlamalı, yoksa hakikati yok eden güzel bir hayat yanılsaması mı sağlamalıdır?” (Zizek, 2011).
Göçmenlik, mültecilik, herhangi bir sebeple yaşadığı yerden mecburen kopmuş olma durumu yer ve yerellik tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Yerel olan ve sonradan gelenin (misafir) varlığı gibi düalist bir yaklaşım yabancılaşmayı tetikleyen etkenlerden olmaktadır. Yerel olanın yer ile ilişkisi süreç içerisinde değişmekte ve dönüşmektedir. Bu dönüşüm yerel olan ve olmayan arasındaki sınırı da silikleştirmektedir.
Ait olma hali yapısallıktan çok toplumsal bir altyapıya sahiptir. Bireylerin birbirlerine karşı olan aidiyet hali esastır. Ötekileşme ve yabancılaşmayı kıracak olan etkendir. Bu sebeple mekânsal olan bu durum için itici görevi görmektedir. Yani projede üzerine düşülen aidiyet mekânsal aidiyetten çok toplumsal aidiyettir.
Önerilen proje; bahsedilen psikolojik etkilerin aidiyet hali ile kırılması durumunda geçicilik ile kalıcılığın zıtlığından beslenmektedir. Bu noktada morfogenez kavramı düşüncenin altyapısını oluşturmaktadır.
Mültecilerin mekan ve birbirleri ile aidiyet kurabilmeleri noktasında yapısal morfogenez devreye girmektedir. Yapısal anlamda belirli kurallar çerçevesinde kullanıcıların bahsedilen atıl yapıları dönüştürmeleri yani kendi barınaklarını kendilerinin oluşturmaları düşünülmüştür. Böylelikle müdahale ettikleri yapılar süreç içerisinde kullanıcılara geri müdahalede bulunacak ve aralarındaki iletişim aidiyet haline dönüşecektir. Bununla beraber tıpkı Sovyetlerde sosyal karıştırıcı olarak planlanan “Narkomfin Binası’nda” olduğu gibi banyo, çamaşırhane, mutfak gibi birimler ortak ve sabit olarak planlanacaktır. Sosyal etkinliklerin (forum, tiyatro, sinema, müze vs) gibi alanlar ise dokunulamayacak derecede tarihi değere sahip kütlelerde oluşturulacaktır. Haliç Tersanesi’nde bulunan birinci derece koruma altında olan (veya olması gereken) yapılara, iç veya dış kurgusuna dokunulmayarak bahsedilen işlevlerin atanması öngörülmüştür. Diğer yapılara ise iki cepheleri kaldırılıp içerisine konstrüksiyonlar eklenerek dinamik konut birimleri eklenecektir. Böylelikle kullanıcılar hem “yer”lerine hem de birbirlerine karşı yabancı olgusunu taşımayacaklardır.
Bu durumun bir sonraki aşaması toplumsal morfogenezdir. Yani önceden de bahsedildiği gibi göçer ve yerel arasındaki sınırın ortadan kalması halidir. Önerilen müdahale öncelikle kentin ana meydanları ve mültecilerin yaşadığı tarihi bölgeleri birbirine bağlamaktır. Bu iletişim teleferik ile sağlanmaktadır. Kentin üzerinde seyreden teleferik hatları hem göçerliğin sürekli göz önünde olarak aşina olunması ve kabul edilmesini sağlayacak hem de kentlinin de kullanacağı ulaşım hatları olması sebebiyle çarpışmalara, tanışıklıklara ve toplumsal aidiyete neden olacaktır.
Bir başka senaryo (ki bu senaryolar eş zamanlı olarak devam edebilir) savaşların son bulması ve bahsedilen alanların boşalması ile kent tarımının yaygınlaşmasıdır. Tersaneler bölgesinde ve boşalan diğer alanlarda deneysel tarım arazilerinin kurularak bu olgunun daha da ileri götürülmesi öngörülmektedir.
Üçüncü senaryo ise göçerliğin bir yaşam biçimi olarak kabul edildiği haldir. Göç olgusunun mülksüzlük ile beraber kabulü ve benimsenmesi öngörülmektedir.